Kurumsal

Çini Sanatının Tarihçesi ve Fırınlama Tekniği

Çini süsleme sanatının geçmişi, ilk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılara uzanmaktadır ki bu da bizi neredeyse bin yıl öncesine götürmektedir. Karahanlılar’dan sonra Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süslemelerine yaşamlarında ve yapılarında yer vermişler, egemenliklerine giren yerlerde inşa ettikleri kervansaray, türbe, cami ve benzeri eserleri çinilerle süslemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’na kadar olan döneme ait yapılardan örnek verilecek olursa;

I.İzzeddin Keykavus Türbesi
Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’un türbesi, kendi yaptırdığı Şifahiye Medresesi’nin girişinde sağ kısmında yer almaktadır. 1220 yılında vefat eden 1. İzzettin Kaykavus’ un sandukasından başka hanedanına mensup on iki mezar 6 sandukası daha vardır. Türbe cephesi Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar mavi lacivert firuze ve beyaz renkleri ile şifaiyenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır.

Malatya Ulu Camii
13. yüzyıldan kalma Eski kubbeli mekanı ile eyvan ve avlu revağındaki çinilerin yer aldığı, Cami-i Kebir olarak da anılan Ulu Camii, 1224 yılında Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Yakup Bin Ebubekir olan camide süsleme sanatının en güzel örnekleri bulunmaktadır. Kapı kemeri, büyük kubbe ve kasnağındaki işlemeli taş motifler, beyaz, siyah, lacivert, yeşil ve firuze renkli çini mozaikleriyle dikkat çeken Ulu Camii’nin ön sırasında 60 adet sütun yer almaktadır. Geçtiğimiz aylarda yaklaşık 2 milyon YTL’nin harcandığı restorasyonu tamamlanmıştır.

Alaeddin Cami
Anadolu Selçuklu devri Konya’sının en büyük ve en eski camisidir. Şehrin merkezinde yüksekçe bir höyük olan Alaeddin Tepesi üzerine inşa edilmiştir. Selçuklu Sultanı I.Rükneddin Mesud’un son zamanlarında başlanılmış, I.Kılıçaslan (1156- 1192) devrinde inşaatına devam edilmiş, Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından 1221 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır. Cami, İslam mimarisi yapı tarzında inşa edilmiştir. Üzeri ağaç ve toprakla örtülmüştür. İçerisi Sütunlar ormanını andırmaktadır. Bizans ve klasik devirlere ait 41 taş mermer sütundan ibarettir. Caminin en ilginç taraflarından birisi de minberidir. Minber abanoz ağacından birbirine geçmiş olup, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en güzel örnekleridir. Çinilerle süslü mihrabın önünde çini süslü kubbesiyle örtülmüş bir saha mevcuttur. Mihrap ve kubbelerin çinileri kısmen sökülmüştür.

Sırçalı Medrese
Sırçalı Medrese 1242 yılında Bedreddin Muhlis tarafından Fıkıh ilmi okutturulmak için yaptırılmıştır. Açık Avlulu Medrese tipindedir. Sanat yönünden çok zengin Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı devirlerine ait mezar taşları bulunmaktadır. Girişin karşısında, avlunun revaksız kenarında kare planlı baş eyvan bulunmaktadır. Bu bölüm açık dershane ve namaz kılmak için de kullanıldığından içerisine çini mihrap yerleştirilmiştir. Eyvanındaki mozaik çini süslemeler ile ünlüdür. Ancak eyvanı kaplayan dört renkli zengin çini süslemeleri ve mihrap çinilerinin çoğu dökülmüştür.
Konya Karatay Medresesi
Karatay Medresesi, Sultan İzzeddin Keykavus II. Devrinde Emir Celaleddin Karatay tarafından, 649 Hicri (1251 Miladi) yılında yaptırılmıştır. Mimarı bilinmemektedir. Osmanlılar Devrinde de kullanılan Medrese XIX. Yüzyılın sonlarında terk edilmiştir. Anadolu Selçuklu devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan Karatay Medresesi 1955 Yılında “Çini Eserler Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır. Karatay Müzesinde, Beyşehir Gölü kenarındaki Kubad-Âbad Sarayı kazı buluntuları arasında olan duvar çinileri, çini ve cam tabaklar ile Konya ve yöresinde bulunan Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait çini ve seramik tabaklar, kandiller ve alçı buluntuları sergilenmektedir.

Sahip Ata Camii ve Külliyesi
Anadolu Selçuklu Devleti Vezirlerinden Sahip Ata tarafından 1258-1283 yılları arasında inşaa edilmiş olan mescid türbe, hanigâh ve hamamdan ibarettir. Mimarı Kölüg Bin Abdullah’tır. (Abdullah Bin Kellük) Türbenin kubbeyle örtülü iç mekanında Selçuklu çini sanatının inceliklerini gösteren çini kaplamalar göze çarpmaktadır. Altı lahitin içinde en yüksek ve tamamen çiniyle kaplı olanı Sahip Ata’ya aittir.

Gök Medrese
Selçuklu çini sanatının 13. yüzyılın sonuna doğru vardığı noktayı gösteren Sivas’taki Gök Medrese, taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı bu adı almıştır.
Osmanlı İmparatorluğu dönemine gelindiğinde çini sanatının başlangıcından beri çeşitli tekniklerin uygulanması ile büyük bir aşama ve zenginlik gösterdiği görülmüştür. Mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerin; lacivert, mavi, turkuvaz, siyah, sarı gibi renkler ve rumi, kufi yazı, geometrik şekiller ve bitkisel kökenli stilize edilmiş motiflerin kullanıldığı ve ilk Osmanlı dönemine ait eserlerden bazıları ise şunlardır: İznik Yeşil Cami (minaresinde,1390), Bursa Yeşil Cami ve Türbesi (1421), Bursa Muradiye Cami (1426), Edirne Muradiye Cami (1433), İstanbul Mahmut Paşa Türbesi (1463), Çinili Köşk (1472) ve Edirne’deki Şah Melek Paşa Cami.

Zaman geçtikçe hem kalite de, hem de çini desen tekniğinde ve üretiminde değişmeler yaşandığı gözlenmiştir. İlk Osmanlı dönemini takip eden geçiş döneminde sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerde Rumiler, bulutlar, hatai tarzında bitkisel kökenli motifler, fıstık yeşili, sarı, mavi, turkuvaz, lacivert ve kiremidi renkler kullanılmıştır. Sarı renk, üzerine altın varak yapıştırılmak üzere astar olarak düşünülmüştür. Bu döneme ilişkin önemli eserlerden bazıları şunlardır: Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi (1522), Şehzadeler Türbesi (1525), Haseki Medresesi (1539), Şehzade Mehmet Türbesi (1543), Topkapı’da Kara Ahmet Paşa Camii (1551). Geçiş dönemini takip eden dönem Klasik devir olarak adlandırılmıştır. Bu dönemin en büyük isimlerinden birisi Mimar Sinan olmuştur. Kendisinin yaptığı yapıların çoğunda çini sanatına çok büyük önem verdiği görülmüştür. Dönemin en seçme çinileriyle süslenmiş önemli eserler şunlardandır: Süleymaniye Cami (1560), Sokullu Mehmet Paşa Cami (Sultanahmet, 1571), Piyale Paşa Cami (Kasımpaşa, 1573), Rüstempaşa Cami (Eminönü,1560); Topkapı Sarayında yer alan Altınyol Panoları, III.Murat Kasrı, II. Selim ve III. Murat Türbeleri, Kılıçali Paşa Cami (Tophane, 1580), Eski Valide Cami (Üsküdar, Toptaşı, 1583), Fatih, Çarşamba ve Karagümrük dolaylarındaki 9 Mehmet Ağa, Ramazan Efendi, Edirne Selimiye Camileri, İstanbul’da Topkapı‘daki Takkeci İbrahim Ağa ve Kanuni’nin eşi Hürrem Sultan’ın türbeleri.

FIRINLAMA TEKNİĞİ:

Çininin ana maddesi kildir. Yalnız kilin içinde birçok yabancı madde olduğu için içindeki katkı maddeleri arındırılıp katkısız hale getirilmesi gerekmektedir. Bunun için kil suyla karıştırılıp özel olarak hazırlanmış havuzda bekletilip süzdürme işlemi yapılır. Böylelikle içindeki katkı maddesinden arındırılmış olup duru bir hale gelir.

Bundan sonraki aşama ise kil içine yüzde 40 kuvars,yüzde 20 oranında kireç katılıp yoğunlaştırılıp kalıplara dökülerek levha biçimi alması sağlanır. Sonra bu levhalar özel fırınlarda pişirilir. Pişirme ısısı çok önemlidir.

Ortalama 830 derece ile 1000 derece arasında değişir. Bu işlemde bittikten sonra renklendirme işlemi için silkme yöntemi ile pişirilmiş kilin üzerinde desen çizilir ve boyanır. Boyanın korunması ve kalıcı olması için kilin üzerine sırlaması yapılır. Sıvı durumda olan sır canı türünden bir ciladır. Daldırma, sulama ya da püskürtme yöntemleriyle sırlanan çini sırın sertleşmesini sağlamak amacıyla yeniden fırınlanır. Çini tek renkli olacaksa sırın renklendirilmesi gerekir. Bunun için sırın içine çeşitli maden oksitleri katılır. Kimi zaman çininin boyanmadan önce sırlanıp pişirildiği olur. Bu durumda boyama işlemi sırın üzerine uygulanır.